“Hayat, sahip olduğun her anın farkına varmakla başlar; dolu yaşamak ise cesaret, farkındalık ve kendin olmaktan geçer.”
Hayat, sıradan bir rutin değildir. Zamanın öyle akıp gitmesine izin veririz ve çoğu anın değerini fark etmeyiz. Deneyimleri erteler, duyguları yüzeysel yaşarız. O anın bir daha yaşanmayabileceğini unutarak… Oysa yaşadığımız o an’ın bir daha yaşanıp yaşanmayacağının garantisi bile yoktur. Bunu bildiğinizde, farkına vardığınızda herşeye daha fazla, daha derin daha çok kendinizi katarsınız. Yaşamın formülü de aslında budur: Daha fazla, daha derin, daha sen. Bu noktada Tony Robbins’in söylemiyle “Yaşamda kalite, seçtiğiniz kararların toplamıdır.” Nasıl bir hayat yaşamak istediğinize ise tabiki siz karar vereceksiniz.
Daha Fazla Deneyimle Yaşa
“Daha fazla” demek, daha çok keşfetmek, daha çok öğrenmek ve daha çok bağ kurmak demektir. “Hayat seni konfor alanından çıkardığında, gerçek potansiyelinle tanışırsın.” der Oprah Winfrey ve evet, konfor alanından çık ve farklı deneyimlere kendini aç. Her an yeni bir fırsattır. O an hangi yeni deneyimlere açılıyor kapın, yeni insanlara mı, yeni yerlere mi ya da yeni duygulara mı? Korkma konfor alanından çıktığın o kapıdan potansiyelini keşfedeceğin yeni alanlara açılacaksın ve bu alanlar ruhunu genişletecek. Varlığın dünyada daha geniş bir hacme ulaşacak ve daha çok var olacaksın…
Bazen küçük anlar, büyük ve unutulmaz duygusal anılara dönüşebilir. Belki bir yürüyüş, bir sohbet, bir gülüş ya da aldığın minik bir not küçük ama büyük yaşamsal farklar yaratabilir. Ya da örneğin, bir rasathanede meteor yağmurunu izlerken tanıştığın yarım saatlik bir sohbet anı, unutulmaz bir dostluğa dönüşebilir. Hayat sürprizlerle dolu, daha fazla deneyime kendini aç. Yaşam farkındalıkla deneyimlediğinde var ve gerçek…
Daha Derin Hisset
Hayatı yüzeyde yaşamak kolaydır, ama gerçek büyü derinliktedir.
Duygularına ve düşüncelerine cesaretle bak. Düşüncelerinin aştığı sınırlardan ve duygularına karşılık bulamamaktan korkma. Ya da kırılmaktan, incinmekten, kızmaktan, kaybetmekten, çok sevmekten kısacası duygularının derinliğinden korkma. Derin hissetmek, büyümenin ve gerçek cesaretin kaynağıdır.
İlişkilerine anlam kat. Bazen konuşmak yerine sadece bakışarak anlat her şeyi… ya da karşındaki insanın özgün olan her şeyini açığa çıkar. Övmekten veya onu kalbinde ve dünyanda büyütmekten korkma. Daha önce ne kadar incinmiş olursan ol, unutma, her insan farklı bir dünya… Hiçbir insan birbirine benzemez, karşındaki insanı dünyanda anlamlı kılan varlığı ne? Keşfet!
Sadece insanları değil, hayatında gerçekleşen her olayı oku, içindeki gizli dersleri keşfet. Görünenden öte bu durum daha derinde sana ne anlatmak istiyor, yaşamsal deneyimine neyi katma derdinde? Anlamaya çalış. Her derinleşme, her anlamaya çalışma derdi içsel farkındalığınızı büyütecek. Varlık potansiyelinizin tepelerinde gezineceksiniz.
Duygularda derinleşmek, anlamaya alışmak duyguları uyum içerisinde büyütmek değildir... Belki arada tartışmalar da olacak. Tartışmaktan kaçmak yerine, duygularını ve karşındakinin hislerini anlamaya çalışmak, ilişkilerini derinleştirecek ve sana içsel güç kazandıracak. Yani sadece uyum değil çatışmalarda potansiyelini büyütecek ki Brené Brown’un dediği gibi, “Kırılganlık, cesaretin doğduğu yerdir.” Yani biraz kırılıyorsanız, daha çok cesaret yükleniyorsunuz demektir... Karlı bir alışveriş gibi görünüyor. O halde kırılganlık, çoğu zaman korktuğumuz gibi bir zayıflık değil, içsel güç ve cesaretin kaynağıdır.
Daha Sen Ol
Hayatını başkalarının kalıplarına göre şekillendirme. Kendi değerlerin, tutkuların ve hayallerin doğrultusunda yaşa. Steve Jobs’un dediği gibi, “Başkalarının fikirleriyle hayatınızı sınırlama.” Sevgilinin hoşuna gitmediği hobilerin mi var olabilir, bu sensin. Sen olmak, senin özgün yanın… Başkalarının beklentileriyle yaşamak, seni kendin olmaktan alıkoyar, yaşam enerjini çalar. Kendin olamadığın bir bedende sıkışmış hissedersin, bunu kendine yapmaya hakkın var mı? Oysa kendin olduğunda, özgün olduğunda enerjin kendi doğallığında akar. Işığın parlar. Bu ışığa en çok da seni sen olmaktan alıkoyanlar üşüşür.
Bazen insanlar sizdeki o kendiniz olma ışığını sever, hatta aşık olur…Ama zamanla koydukları sınırlar/kurallar ile sizi bambaşka bir insana dönüştürmeye çalışır, sonra da yarattıkları sizi devamlı eleştirirler. Bu eleştirilere karşı savunmasız kalırsınız zaten sizi dönüştürdüğü o kişiye yabancısınızdır! O siz değilsiniz ki nesini savunacaksınız. Bir bakın siz kimsiniz? Bu kimlik nasıl inşa oldu? Aile kodları ile yaşamda etkilediğiniz birileri ile mi asıl siz kimsiniz algılamaya çalışın. Sonra da tüm varlığıyla bu gerçek sizi ortaya koyun. Varlığınız farkında olan siz kendini her dinamiğe karşı savunacak ve güçlü hissedecektir. Çünkü sahte benlikler değil gerçek benlik ile inşa edilmiştir. Kendi benliğinizi keşfetme yaşınızı geciktirmeyin, hayatınızdaki tüm kararları ‘başkaları ile yönlendirilen, manipüle edilen veya şişirilen’ benliğinizle aldıysanız, gerçek sizi keşfettiğinizde çok üzülürsünüz. Çünkü ne seçtiğiniz iş ne de seçtiğiniz eş size ait değildir. Herşeyden önce kendinizi keşfedin!
Anı Sahiplen
Geçen zaman geri gelmiyor… Önemsemediğimiz geçip giden bazı anların hasretiyle yaşıyoruz çoğu zaman.. O yüzden her anınızı sahiplenin, sadece o anın gerçek olduğunu bilin. Eckhart Tolle’un da dediği gibi “Şu an, hayatın tek gerçeğidir.” ve gerçek olan tek an yani şu anın kıymetini bilmek gerekir.
Her sabah uyan, her anı değerlendir, her günü bir fırsat olarak gör. Küçük anları küçümseme. Bu bir kahve içme, bir yürüyüş, bir sohbet anı bile olsa… Bu küçük anlar, seni sen yapar. Anı sahiplenmek, yaşamın kıymetini bilmek ve her günün sunduğu mucizeyi fark etmek gerekir.
Küçük anlar, büyük fark yaratır, farkındalıkla yaşanan her an sana güç verir. Bu küçük anlar, anlık bir rüzgar esintisinde dalın hareket salınımını izlemek bile olabilir ya da güneş damlalarının denizin üzerindeki yarattığı ışık hüzmesi kümesini izlemek… Ne küçük ama derinde büyük zevkler ve mucizelerdir… Şu an bahçede müthiş bir esintide, karşımda zeytin ağacı ve arkada Frank Sinatra “My way” eşliğinde yazdığım bu satırları hafızama kaydediyorum. Şu an gerçek! Geri kalan geçmiş de gelecek de birer illüzyon… Anımı sahipleniyorum ve bu farkındalık için şükrediyorum.
İz Bırak
Dolu yaşamak, sadece kendin için değil, başkalarına da ilham vermek demektir. Robin Sharma’nın dediği gibi, “Herkes bir gün ölecek, ama herkes yaşamını iz bırakacak şekilde yaşayamaz.” Her deneyimin, her öğrenişin ve her cesur adımın bir etki bırakır. Yaşamın formülü, deneyim, derinlik, özgünlük ve biraz da bunlarla iz bırakmaktan geçer. Bazen küçük bir iyilik yapmak, birini cesaretlendirmek veya bir projeyi tamamlamak başkalarının hayatında fark yaratır. Ama başkalarının hayatında fark yaratmasında etkili olduğun her eylem öncelikle senin de yaşamına anlam katar. Bu anlamlar hayatının her anını daha değerli kılacak…
Buraya kadar okuduğun için senden rica ediyorum. Daha iyi bir sen için, her gün kendine sor:
- Bugün daha fazla deneyimledim mi?
- Bugün daha derin hissettim mi?
- Bugün gerçekten ben miyim?
Cevaplar seni hayatın formülüne bir adım daha yaklaştıracak ve yaşamın her anını anlamla doldurmanı sağlayacak. Unutma: Hayat kısa, ama dolu dolu yaşamak bir seçimdir. Daha fazla yaşa, daha derin hisset ve her zaman daha sen ol.
Sevgilerimle























